Business

10 Temmuz 2014 Perşembe

Bu ülke nasıl sevilmez arkadaş? Her olayda ayrı bir tat, ayrı bir renk... Sonuncusu da Cumhurbaşkanlığı seçimi için gösterilen adaylar oldu. Pardon, aday oldu. Sonrasında bir gariplikler silsilesidir koptu gidiyor. Durdurabilene aşk olsun..

Her şey muhalefetin, çatı adayı olarak Ekmeleddin İhsanonoğlu'nu aday göstermesiyle başladı. Önce muhalefetin içinde muhalefetler patlak verdi. Haksız da sayılmazlar. Sen sadece bir adamı alaşağı etmek için 90 yıllık çizginden taviz verirsen, tabiki muhalefet içinde muhalefet olur. Rüya içinde rüya gibi. İnception'ı kest reyiz..

Bir insanın sırf iyi biri olması, iyi bir siyasetçi olacağına dalalet midir? Adam kendisi 3 ay önceki konuşmasında benden politikacı olmaz diyor. Öyleyse bu telaş niye? Adamı aday yapıyorsun, iyi güzel de, adam ülkeyi tanımıyor ki. Trabzonspor'dan Avrupa ve Dünya Kupası bekliyor. Hayır, Trabzonspor'u aşağılamak değil. Daha ülkeler bazında ve takımlar bazındaki en elit organizasyonlardan bile bihaber. Hani şu kültür sahibi dedikleri adamdan bahsediyorum...

Aynı adam İSLAM Konferansı Örgütü başkanıyken, Mısır'daki darbeye gıkını çıkaramamış adam. Türkiye Suriyelilere kapılarını açmamalıydı diyen adam. Türkiye Filistin konusunda taraf olmamalıydı diyen adam. Başka biri olsa neyse, ama bu adam bildiğiniz İSLAM Konferansı Örgütü başkanıydı. Papa ile kanka olup, Müslümanlarla ayran içip ayrı düşen adam.

Marmaray'ın temellerinin Demirel ve Ecevit dönemlerinde atıldığını sanan adam... Adayın memleketi tanımadığı doğru. Peki memleket adayı ne kadar tanıyor?

El Cevap:

Ek-ük-ik, ükgh, Etliekmekoğlu...

Demokratik bir ülkedeysek, adaya ve oy verenlerine saygı duymak lazım. Kesinlikle öyle. Lakin bu milletin havsalasıyla alay etmeye ne hakkınız var? Bakınız, adayın sloganı gündeme düşen son bomba oldu. 'Ekmek için Ekmeleddin' nedir yahu? 

Fırıncılar odasına başkan mı seçiyoruz? Hayır alaka ne? Hadi başbakan seçsek neyse. Ama cumhurbaşkanlığı seçiminde ne alaka? Sırf ismiyle kafiyeli olsun diye slogan mı yapılır? Bu sıcak yaz günlerinde, güneşten korunmak çok önemli azizim. Maazallah insanın kafasına güneş geçti mi, insana her türlü saçmalığı yaptırtır. 

Güneşten korunmak lazım..

Ekmek için Ekmeleddin'se, yem için Yemen... it için İtalya, ah için Ahıska, kazak için Kazakistan... Mantık aynen budur. Amerika'yı falan karıştırmıyorum bile...

Ekmek için Ekmeleddin, pide için 2 ye, lahmacun için 3'e basınız. Operatöre bağlanmak için lütfen bekleyiniz... Arka fonda da tabiki şu olmalı: 

İnsan kendini durduramıyor işte. Ama on numara değil mi ya? Ekmek için Ekmeleddin. Ahahah. Özür dilerim sinirlerim bozuldu. Allah hepimize akıl fikir bahşetsin dostlarım. Zor bir süreçten geçiyoruz zor...



3 Temmuz 2014 Perşembe

Paylaşmak, paylaşmak, paylaşmak... Paylaşmak güzel şey, paydaş olmak da öyle esasen. Kıymet bilmek, insana değer vermek hiç de içi boş kavramlar değil. Sadece paylaşmak ölçü değil, insan da kendine yetebilmeli elbette. Lakin çevresindekilere yetebilen bir insan düşünün. Devamlı sizden huzur alan değil de, hani huzur veren insanlar...

Karşılık beklemeden, yaratılana Yaratan'dan ötürü sevgi, saygı ve izan gösteren, derin düşünce yapısına sahip insanlar... Basit olmayan, sabır timsali insanlar... Çevresini seven, Hak'kı seven, değer veren insanlar... Haramzâdelere sülük gibi yapışan, suratları fel fecir okuyan, menfaat müptelâlarına dahi değer veren insanlar...

Bu insanlar belki geçmişte kaldı. Osmanlı kültüründen sonra bir daha böyleleri gelmedi belki de. Ama küçük bir kıvılcım yeter yürekleri yakmaya. Benlik duygumuzu bir gözden geçirmekte ziyadesiyle fayda var. Kişi kendine her daim sorabilmeli... 'Ben kimim? Babam kim? Dedem kim? Kim? Kim? Kim? Kiziroğlu Mustafa Bey kim? Bu dünyaya geliş amacım ne? Kâlû belâ'da ne söz verdim?' Zaten bu sözleri idrak eden insan, sevmesin ve paylaşmasında ne yapsın?

Hak'kı seven insan, insanı sever, insanı seven insan hayvanı sever, hayvanı seven insan doğayı sever, doğayı seven insanlar derken, sevgi yumağı olan insanlar..

Paylaşmak insanın tabiatında vardır. Onu körelten insanın nefsidir.


Demek ki her şeyden önce bir durup düşünmek gerekli. Nitekim her şerden önce de tabi... Her şerrinde bir mazeret ve kılıf uyduran insanlar... Yapmacık gülüşler, sahte sözcükler, yanlış yönlendirmelerde bulunan insanlar...

Derken bir konuyu açıklamakta fayda görüyorum. Bu kadar çok 'insanlar' kelimesini kullanmamın bir sebebi var. Ama çok abartmışsın dediğinizi duyar gibiyim. Çok teessüf ederim. Neyse efendim, gelelim sadede...

Atalarımızın bir sözü vardır: 'Et tekrârı ahsen, velev kâne yüz seksen.' Yani anlamı şudur: 'Yüz seksen kere de olsa, tekrar güzeldir. 'İnsanlar' kelimesini tekrar ederek güzel bir şey yaptığımı düşünmeyebilirsiniz. Lakin sonuçta yüz seksene kadar yolu vardı ki, ben kısa tuttum. Velhâsılıysa, İnsanlarımız yani biz, tezelden insan olduğumuzu hatırlamalıyız. Şu mübarek ramazan ayındaki paylaşımlarımızı bir yıla yaymamız lazım gelir. Yani tekrarlamaktan korkmamalıyız. İki günde bir paylaşsak zaten tüm yıla yaymış oluruz. Biraz Bahçeli'nin hesabına benzemiş olabilir. Ama paylaşmak için yeterli birçok nedenimiz var.  Paylaşım derken aklınıza sosyal medya paylaşımları geldi değil mi? İşte siz busunuz. Yazıklar olsun...

Nitekim içinde bulunmuş olduğumuz Ramazan ayını da fırsata dönüştürmeliyiz. Dönüştürmeliyiz ki, köhneleşmiş dimağılarımızdan fikr-i kavmiyet düsturunu çıkarıp, zor durumda olan insan ve kardeşlerimizle, hangi ırktan olurlarsa olsunlar, hemhâl olmalıyız.

Çevremizdeki insanlarla ya da zor durumdaki kardeşlerimizle yahut aynı havayı soluduğumuz hayvan dostlarımızla paylaşmaktan korkmamalıyız. Paylaşmalıyız ki insan olmanın hazzına varabilelim. Ramazan bizim için büyük fırsat. Ramazanla ilgili görüşlerime 'Ramazan Sadece Bize Gelmesin' adlı yazımda yer vermiştim. Şimdilik bu kadar. Biraz geç olmuş olsa da Ramazanınız mübarek olsun. Kalın sağlıcakla. Bir de bol bol paylaşın. Komşuda pişen size, sizde pişen bize düşsün...